Manipülatif bir dünyada iletişimi ve krizi yönetmek

İletişim teknolojisinde ve bu teknolojinin ürettiği iletişim araçlarında yaşanan hızlı değişim, çeşitlilik, yaygın kullanım, bu araçlara ucuz ve kolayca sahip olma durumu, pek çok paradigmayı değiştirdi.

 

Davranış biçimlerinde, anlama kapasitelerinde, yorumlama sınırsızlığında yaşanan köklü değişimlerin yanısıra, hızla artan nüfus, kentlileşmemişliğe rağmen kentte yaşama ama kentin ruhuna dahil olamama hali, eğitimde etiketin derinleşmenin önüne geçmesi, bilgiye erişimin bedelsizliği, kolaylığı ve bilginin kıymetsizleşmesi ve nihayet sanattan siyasete her yerde yaşanan erezyon, ortaya “cehaletin coşkulu zirve yapmışlığı”nı çıkardı. Buna bir de salgın hastalık halini alan “mış gibi yapma” fütursuzluğunun da eklenmesi ile ne güvenli alan kaldı ne de arkasına sığınılacak bir kimlik.   

Artık herkes doktor, hukukçu, öğretmen, bilim insanı, mühendis, sanatçı, antrenör. Herkes askeri uzman, herkes bir bilen ve her şeye hakkı olan durumunda. Hal böyle olunca, söyleyecek bir sözünüz, bir meseleniz, bir kriziniz varsa eğer, bilmelisiniz ki karşınızdaki herkes bir bilen durumunda ve siz bunların hepsi ile başa çıkmak durumundasınız. Değil mi ki o kazana bir kez düştünüz..

İşin vahim olan yanı kimse, eleştirisini, fikrini ya da muhteşem bilgisini yalnız muhatabı ile değil, ilgili ilgisiz, tanır tanımaz herkesle anında ve manipülasyonda sınır tanımaksızın paylaşıyor.

Geleneksel medya kuruluşları, geri dönüşü olmayan itibarsızlıkla, kokuşup çöplüğe dönerken, iletişim teknolojisi ile birlikte ortaya çıkan sosyal medya, herkes için bir yanıyla cennet diğer yanıyla cehennem olarak giriverdi hayatlara. Artık her şey burada. İtibarınız da satışınız da, yükselişiniz de çöküşünüz de, ifadeniz de ifadesizliğiniz de, kahramanlaşmanız da sefilleşmeniz de. Dolayısıyla iletişimi de krizi de yönetme becerisi artık burada. 

Herhangi bir fikri, deneyimi, duyumu paylaşma biçimleri, artık hem çok hızlı hem çok kolay, hem tanrısallaştırmaya açık hem yıkıcı bir duyguyla gömmeye. İçinde yaşanılan çağın koşullarının yarattığı duygudan olsa gerek, rekabet, paydaş ilişkileri, iş ve ilişki ortamları da en küçük olumsuzluğa karşı tahammülsüz, dayanıksız ve agresif bir yaklaşım sergilemekte.

Hal böyleyken, elbette varsa bir kriz, o krizin yönetimi ve iletişimi de daha önceki zamanlardan çok daha büyük hassasiyetle ele alınmayı ve hatta krizi günlük yönetimin parçası olarak görüp, hazır olmayı gerektiriyor. Zira artık kriz iletişiminin yönetimi, yalnızca kriz ile yüzleşince ya da kriz dönemlerinde aceleyle hayata geçirilecek bir iş değil.

İletişim, artık tüm kurum, kuruluş ya da şirketlerin daha en başta stratejik planlarının bir parçası olmak durumunda. Bir krizin ortaya çıkmasından bağımsız olarak ya da herhangi bir kriz konusuyla karşılaşılmasa dahi, iletişim, doğru içerik ve uygulamalarla yönetilmek zorunda.

Krizler elbette gelir geçer ancak verdikleri hasarla, bazen yıllar sonra bile yeniden karşılaşılabilinir. Kimi zaman yaşananların ve oluşan algıların hafızalardaki yeri, farkına bile varılmaksızın bireysel ya da kurumsal itibarın derin ve sessizce erezyona uğramasına neden olabilir.

Türkiye gibi, dünyanın bir başka ülkesinde pek de rastlanmayacak kadar yoğun ve hızlı değişen gündemle yaşanan bir ülkede, olup bitenler gelip geçti ve unutuldu sanılırken, bunun pek de öyle olmadığı durumlarla karşılaşmak mümkün. Kaldı ki insan hafızası unutabilir ancak dijital dünya her şeyi kayıtlarına alıyor. Velhasıl, kriz, iletişim ile birlikte yönetilmesi gereken bir meseledir, akıllarda kalsın.

Prof. Dr. Ali Murat VURAL

İlgili Makaleler

spot_img

Güncel Haberler